X
TR EN

Mimar Sinan ve Mimari

Kayseri yöresi; Gesi, Bürüngüz, Tomarza ve Ağırnas bölgelerinde taş işlemek meslekten öte bir sevda gibidir. Bu bölgede bulunan ocaklardan çıkarılan taşlar yumuşaktır ve rahat işlenir. Bu yumuşak taşlar iklim koşullarına göre sertleşir, üstünden mevsimler geçtikçe “taş” kesilir.

Kayseri yöresi; Gesi, Bürüngüz, Tomarza ve Ağırnas bölgelerinde taş işlemek meslekten öte bir sevda gibidir. Bu bölgede bulunan ocaklardan çıkarılan taşlar yumuşaktır ve rahat işlenir. Bu yumuşak taşlar iklim koşullarına göre sertleşir, üstünden mevsimler geçtikçe “taş” kesilir.

İşte bu bölgede doğan ve gözlerinde ışıl ışıl zekâ parlayan bir çocuk bıkıp, usanmadan kalfaları izler. Her gördüğünü kafasına işler, aynı usulle minik kubbeler, minyatür köprüler yapar. Ondaki bu üstün özelliği kim keşfetti bilemiyoruz ama Sinan 22 yaşında Kayseri’den İstanbul a gelir. Sinan tedrisatını tamamlar, yüzlerce belde gezer, gittiği her yerde şehirlerin mimari özelliklerini inceler. Kimine hayran olur, kiminin eksiğini bulur. İnsan elinden çıkan ne varsa Mimar Sinan’a bir şeyler fısıldar. Hepsinden hisse kapar, ince ince notlar tutar.

Bunca yıllık tecrübesinden sonra 40 yaşında mimarlığa başlar ama kendisine güvenenleri utandırmaz. O sadece tasarımla kalmaz imparatorluk sınırları içinde satılan malzemelerin standartlarını oturtur, kontrolünü yapar. Diğer devlet inşaatlarını da denetler ve Hassa mimarlar ocağında geceli gündüzlü teknik-estetik tartışırlar. Yani o yaşadığı dönemin hem bayındırlık bakanı hem fen işleri müdürü hem de zabıta amiridir.

Mimar Sinan çok çalışarak, memlekete camiler, medreseler, köprüler, imaretler, şifahaneler, hanlar, hamamlar ve kervansaraylar kazandırır. Enteresandır ama hiç bir eseri diğerine benzemez. Daima kalıpları kırarak mesleki açıdan sürekli kendini yeniler. O kısacık meslek hayatına hepsi mimari açıdan birbirinden farklı 477 eser sığdırır. Hristiyan âleminin önemli eserlerinden biri olan Ayasofya dan daha geniş ve yüksek bir kubbeyi Selimiye ye oturtur. Üstelik daha zarif ve aydınlık bir mekân yakalayarak ustalığının zirvesini yaşar.

Türk ve dünya mimarisinde önemli bir yere sahip olan Mimar Sinan’ı 04-05 Ekim tarihlerinde gerçekleştirmiş olduğumuz mimarlık haftasında,  “Kentin Ruhunda Mimar Sinan” etkinliğinde doğum yeri Ağırnas’ta andık. Mimar Sinan hepimizin bildiği gibi gerek şu anda Türkiye coğrafyası sınırları içinde gerekse Osmanlı coğrafyası sınırları içerisinde birçok ülkede önemli eserler bırakmıştır. Dünyaca tanınan ve bilinen bir mimar olarak, onun eserlerinin mimarlık fakültelerinde okutulduğu, proje, tez, doktora konusu yapıldığı çok büyük bir mimarımızdır. Mimar Sinan; o zamanı mekâna, manayı taşa nakşetme sanatını piramide benzetecek olursak, Mimar Sinan bu piramidin son taşı, zirve noktasıdır.

Mimarlık denilince vaktimizin önemli bir kısmını geçirdiğimiz alanların gerek ferahlık bakımından gerek estetik bakımdan gerekse de dayanıklılık bakımından yüzlerce yıl ayakta kalması son derece önemlidir. Mimar Sinan’ın eserlerine bunca yıl ayakta kaldıkları ve estetik açıdan örnek alınacak eserler olduğu için imrenerek bakıyoruz. Çünkü onun yapmış olduğu camiler, köprüler, kervansaraylar günümüzdeki mimarlara ilham kaynağı olmuş ve mimarlarımızda yaptıkları eserlerde üstadın yapıtlarını örnek almışlardır. Mimar Sinan mimarlık tarihimizdeki ilk sıradaki yerini tartışmasız açık ara hak eden en değerli üstat mimarlarımızdandır. Yaptığı işler ile gönüllere taht kurmuş ve birçok mimarın eserlerinden ilham alarak kariyerini oluşturduğu bir marka olan Mimar Sinan’ın bugün anlatılması ve eserlerinin korunması yaşatılması günümüzün bilgi ve teknolojisi ile mimariye yeni boyutlar kazandırması bakımından da son derece önemlidir.

Mimar Sinan’ın “Dünya durdukça eserlerimi gören akıl sahiplerinin çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayır dualarla anacaklarını umarım inşallah” sözünden yola çıkarak ona insaf ile değil bilakis imrenerek bakıyor, onu rahmet ve hayır dualarıyla anıyoruz.

EDİTÖRÜN SEÇİMİ