X
TR EN
Serap Öztürk               ---- ---- Çocuk Gelişim Uzmanı ve Özel Eğitim Uzman  Öğreticisi

Serap Öztürk ---- ---- Çocuk Gelişim Uzmanı ve Özel Eğitim Uzman Öğreticisi

Küçük Kadınlar, Küçük Beylerde CİNSİYET

Toplumsal cinsiyet rolleri, bireylerin yalnızca nasıl davranacaklarını değil, kim olacaklarını da şekillendiren güçlü sosyal yapılardır. Bu roller, bireyin doğumuyla birlikte şekillenmeye başlar. Simone de Beauvoir’un “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü, toplumsal cinsiyetin biyolojik olmaktan çok kültürel olduğunu vurgular. Bu bağlamda, kız ve erkek çocuklarının küçük yaşlardan itibaren farklı beklentilerle yetiştirilmesi, çocuk gelişiminde eşitsiz ve sınırlayıcı bir etkene dönüşmektedir.

Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Çocukluk

Çocukların gelişim süreci yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda sosyal ve kültürel bir süreçtir. Jean Piaget, çocuğun bilişsel gelişimini çevresiyle etkileşimi üzerinden tanımlar. Bu çevresel etkileşim, toplumsal normlar ve cinsiyet rolleri tarafından şekillendirilir. Çocuklara sunulan oyuncaklar, yönlendirilen oyunlar ve alınan tepkiler, onların kimliklerini doğrudan etkiler.

Örneğin, kız çocuklarına evcilik, bebek oyunları, mutfak setleri sunulurken; erkek çocukları genellikle araba, silah, süper kahraman gibi rekabetçi ve hareketli oyuncaklara yönlendirilir. Bu tercihler, çocukların rol modellerini de belirler: kızlar “annelik” ve “şefkat”, erkekler ise “güç” ve “otorite” ile ilişkilendirilir.

Erik Erikson’a göre her çocuk, yaşamının farklı dönemlerinde belirli psikososyal görevlerle karşı karşıyadır. Ancak bu görevlerin cinsiyete göre şekillendirilmesi, bireyin kimlik gelişimini dengesiz hale getirebilir. Örneğin, kız çocuklarına “itaatkâr”, “nazik” ve “sorumluluk sahibi” olma gibi erdemler öğretilirken, erkek çocuklarına liderlik, öfkeyi bastırmama veya duygularını gizleme gibi baskılar yüklenir.

Farklı Yetiştirme Biçimlerinin Psikolojik Sonuçları

Bu farklılıkların psikolojik yansımaları oldukça derindir. CarolGilligan eserinde kız çocuklarının ahlaki gelişim sürecinin erkeklerden farklı olduğunu ve bu sürecin genellikle görmezden gelindiğini savunur. Kız çocukları daha çok ilişkisel ve empatik düşünmeye yönlendirilirken, erkek çocuklar bireysel başarıya ve kuralcılığa göre değerlendirilir.

Bu durum, kız çocuklarının özgüven gelişimini zedeleyebilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarına yönelimlerinin, erken yaşta maruz kaldıkları cinsiyetçi yönlendirmeler nedeniyle ciddi biçimde azaldığı gözlemlenmiştir.

Erkek çocukları ise duygularını bastırmak zorunda kaldıkları için psikolojik destek almaya daha az eğilim gösterirler. Psikolog Niobe Way’in 20 yıl süren çalışması, ergenlik dönemindeki erkeklerin duygusal yakınlık ihtiyacını bastırmak zorunda bırakıldığını ve bunun ileri yaşlarda empatieksikliğine ve sosyal izolasyona neden olabileceğini ortaya koymuştur.

Eğitim ve Ailede Cinsiyetçi Yaklaşımlar

Aile, çocuğun ilk sosyal öğrenme ortamıdır. Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar, gözlem ve taklit yoluyla davranış geliştirir. Eğer bir baba sadece oğluna “teknik” şeyleri öğretirken kızına mutfağı ve temizlik işlerini bırakıyorsa, çocuklar bunu norm olarak içselleştirir.

Benzer şekilde okul ortamında da öğretmenlerin bilinçsizce sergilediği cinsiyetçi tutumlar (örneğin; kızların daha sessiz, erkeklerin daha hareketli olması beklentisi), akademik başarı ve özgüven üzerinde kalıcı etkiler yaratabilir.

Toplumsal cinsiyetin çocuk gelişimi üzerindeki etkisi, yalnızca bireysel değil, toplumsal eşitsizlikleri de pekiştiren sistematik bir sorundur. Kız çocuklarına “küçük kadın”, erkek çocuklarına “erkek adam” muamelesi yapmak, onların özgün benliklerini bastırmak ve potansiyellerini sınırlamak anlamına gelir.

Bu nedenle aileler ve eğitimciler, çocukların bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak cinsiyetsiz bir yaklaşımla yetiştirme yöntemlerini benimsemelidir.

Oyuncak, kıyafet, etkinlik ve beklenti düzeyinde eşitlikçi bir ortam sağlanmalıdır.

Medya ve müfredatlar, cinsiyetçi kalıpları kıran ve rol modelleri çeşitlendiren içeriklerle zenginleştirilmelidir.

Eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına toplumsal cinsiyet farkındalığı eğitimi verilmelidir.

Çocuklara sadece “kadın” ya da “erkek” olmayı değil; özgür birey olmayı öğretmek, daha adaletli ve mutlu bir geleceğin anahtarıdır. Unutmayalım "Çocuklar şekle sokulacak şeyler değil, serpilmeleri sağlanacak bireylerdir.”

Serap ÖZTÜRK                         Çocuk Gelişim Uzmanı

                                                                  Özel Eğitim Uzman Öğreticisi