X
TR EN
Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Çocuk Yetiştirmek: Pembe ve Mavinin Ötesine Geçmek

Bir tohum düşünün… Toprakla buluştuğunda, kök salması için ona ne kadar alan tanırsanız, gökyüzüne o kadar özgürce uzanır. Peki ya o tohuma, daha filizlenmeden “Sen bir gül olmalısın” ya da “Sen bir çam ağacısın” dersek ne olur? İşte cinsiyet rolleri de çocuk yetiştirirken bize dayatılan bu “tanımların” ta kendisi. Peki gerçekten kız ve erkek çocuklarını farklı yetiştirmek zorunda mıyız? Yoksa bu farklılıklar, bizim önyargılarımızın gölgesinde mi şekilleniyor?

**Toplumun Renkli Kalıpları: Pembe ve Mavi**
Doğduğu andan itibaren bir çocuğun dünyasına “cinsiyet” etiketi yapıştırılır. Kızsa pembeler, ponponlar, “nazik olmalı” tembihleri; erkekse maviler, arabalar, “güçlü durmalı” telkinleri… Oysa bir çocuğun ruhu, bu kalıplara sığmayacak kadar geniştir. Araştırmalar gösteriyor ki, 3 yaşına kadar çocuklar cinsiyet kavramını bile tam olarak anlamaz. Ancak biz, onlara “kadınlık” ve “erkeklik” adı altında bir kutu çizer, içini kendi korkularımız ve beklentilerimizle doldururuz. Örneğin, bir kız çocuğu bisiklet sürmek istediğinde “Düşersin, bırak erkekler yapsın” diyen bir ses; bir erkek çocuğu bebekle oynadığında “Bu oyuncak senin değil” diyen bir bakış… Peki bu sınırlar kimin ihtiyacı?

**Farklılık Değil, Eşitsizlik Yaratan Ne?**
Elbette kız ve erkek çocuklarının biyolojik ve hormonal farklılıkları var. Ancak sorun, bu farklılıkları “yetenek sınırına” dönüştürmekte. Örneğin, kız çocuklarına “Sen matematikte zorlanırsın” önyargısı, onların özgüvenini kırar; erkek çocuklarına “Ağlama, erkek adam üzülmez” dayatması, duygusal zekâlarını köreltir. Oysa bir çocuğun neye ilgi duyacağı, cinsiyetiyle değil, **merakıyla** şekillenir. Finlandiya’da yapılan bir araştırma, cinsiyet kalıplarının kırıldığı sınıflarda kızların fen derslerinde, erkeklerin ise sanatta daha başarılı olduğunu gösteriyor. Demek ki engel, çocuklar değil, bizim “sen yapamazsın”larımız.

**Özgürleşmek İçin: Çocuğun Özünü Görmek**
Doğan Hoca’nın dediği gibi: *“Çocuk, anne-babasının aynasıdır. Siz neyi görürseniz, o da onu yansıtır.”* Bir kız çocuğunu “hanımefendi” olmaya zorlamak yerine, onun cesaretini beslerseniz; bir erkek çocuğunu “maço” maskesine hapsetmek yerine, duygularını konuşmaya teşvik ederseniz, işte o zaman gerçek bir “farklılık” yaratırsınız: **Özgürlük.** Mesela, kızınız motor tamir etmek istiyorsa, ona aletleri tanıtın; oğlunuz mutfakta kek yapmak istiyorsa, unu eline tutuşturun. Unutmayın: Bir çocuğun cinsiyeti, karakterinin yalnızca bir parçasıdır. Onu tanımlayan asıl şey, tutkuları, hayalleri ve içindeki “insan”lığıdır.

**Sorgulama Vakti: Biz Neyi Besliyoruz?**
Belki de çocuk yetiştirirken sormamız gereken soru şu: “Bu davranışım, onun **gerçek benliğini** mi yoksa toplumun dayattığı bir rolü mü besliyor?” Çünkü bir kız çocuğu sadece “narin” olmak zorunda değil; o aynı zamanda bir lider, bir kaşif, bir düşünür olabilir. Bir erkek çocuğu sadece “güçlü” olmak zorunda değil; o aynı zamanda şefkatli, duyarlı, incelikli olabilir. İnsan olmanın renkleri, pembe ve maviden çok daha fazlasını hak ediyor.

**Son Söz Yerine: Bir Hayal**
Hayal edin… Çocukların cinsiyetsiz yetiştirildiği bir dünya değil bu; cinsiyetin bir sınır değil, bir **çeşitlilik** olduğu bir dünya. Belki o zaman kızlar dağlara tırmanmanın, erkekler şiir yazmanın özgürlüğünü tadar. Ve belki o zaman hepimiz, çocuklarımızın gözlerindeki ışıltıyı kaybetmeden, onları “kendi olma” cesaretiyle büyütürüz…


Doğan Cüceloğlu’nun sıkça vurguladığı gibi: *“Sevgi, koşulsuz kabulle başlar.”* Belki de mesele, çocuğun cinsiyetini değil, **kalbindeki insanı** sevmekte…


Rehber Öğretmen ve Ölçme Değerlendirme Uzmanı
Tamer ÖZTÜRK