TR EN
Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Görmezden Geldiğimiz Küçük Şiddet: Akran Zorbalığı

Bir çocuğun okul çantasını saklamak bazen “şaka” diye anlatılır. Kantinde sıraya giren bir öğrencinin önüne geçip “sen zaten bir şey diyemezsin” demek, sınıf grubunda bir arkadaşın fotoğrafıyla alay etmek, teneffüste hep aynı kişiyi oyuna almamak… Bunların çoğu büyüklerin kulağına ilk anda “çocuk işte” gibi gelir. Oysa çocuk dünyasında bazı cümleler tokattan daha uzun iz bırakır.

Akran zorbalığı dediğimiz şey yalnızca kavga etmek değildir. Güç dengesinin bozulduğu, bir çocuğun ya da gencin sistemli biçimde küçük düşürüldüğü, dışlandığı, tehdit edildiği veya alay konusu yapıldığı durumdur. Bazen fiziksel olur: itme, vurma, eşyaya zarar verme. Bazen sözel olur: lakap takma, aşağılayıcı sözler, dalga geçme. Bazen sosyal olur: gruptan dışlama, dedikodu yayma, yalnız bırakma. Günümüzde bir de dijital tarafı var: sınıf WhatsApp grubunda birini hedef göstermek, sosyal medyada fotoğrafını izinsiz paylaşmak, oyun platformlarında hakaret etmek.

En tehlikeli tarafı şu: Zorbalık çoğu zaman kalabalığın içinde olur ama yalnızca iki kişi arasında sanılır. Oysa sınıfta gülenler, izleyenler, “bana dokunmasın da” diye susanlar da olayın iklimini belirler. Psikolojide seyirci etkisi diye bilinen durum tam da burada devreye girer. Bir haksızlığa ne kadar çok kişi tanık olursa, bireylerin müdahale etme sorumluluğu bazen o kadar dağılır. Herkes “biri bir şey der” diye bekler, sonunda kimse demez.

Finlandiya’da geliştirilen KiVa adlı akran zorbalığını önleme programının önemli tarafı da budur: Sadece zorbalık yapan çocuğa değil, izleyen gruba da odaklanır. Araştırmalar, KiVa gibi programların öğrencilerde mağduru savunma davranışını artırabildiğini; bunun empati, sorumluluk duygusu ve “ben müdahale edersem işe yarar” inancıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Birleşik Krallık’ta yapılan geniş ölçekli bir çalışmada KiVa uygulanan okullarda mağduriyet olasılığında yüzde 13 azalma bildirildi; öğrencilerde empati artışı ve akran problemlerinde azalma da gözlendi.

Bu bize şunu söylüyor: Zorbalık yalnızca “kötü çocuk” meselesi değildir; okul kültürü meselesidir. Sınıfta bir öğrenciye “şişko”, “inek”, “köylü”, “fakir”, “ezik” denildiğinde herkesin yüz ifadesi, öğretmenin tepkisi, arkadaş grubunun tavrı o sözün gücünü ya büyütür ya da küçültür.

Gündelik hayatta çözüm bazen çok basit bir cümleyle başlar. Mesela bir çocuk, arkadaşına yapılan alayı duyduğunda kahramanlık yapmak zorunda değildir. “Bence komik değil”, “Böyle söylemeyelim”, “Gel, biz beraber oturalım” demesi bile ortamın yönünü değiştirebilir. Zorbalığa uğrayan çocuk içinse en önemli pratiklerden biri, yaşadığını isimlendirmektir: “Bana şaka yapmıyorlar, beni sürekli küçük düşürüyorlar.” Çünkü adı konmayan şey, çoğu zaman çocuğun içinde suçluluk olarak büyür.

Evde anne babanın yapabileceği ilk şey de sorgu değil, güvenli alan açmaktır. “Sen de bir şey yapmışsındır” cümlesi çocuğun kapısını kapatır. Bunun yerine “Bunu yaşaman normal değil, anlatman çok iyi oldu” demek çocuğun yanında durur. Ardından olayın kimlerle, nerede, ne sıklıkta yaşandığı sakin biçimde öğrenilmeli; ekran görüntüsü, tarih, tanık gibi bilgiler not edilmelidir. Bu, çocuğu intikama yönlendirmek için değil, okul yönetimiyle somut konuşabilmek içindir.

Okulda öğretmenlerin kullanabileceği pratikler de vardır. Sınıf içinde “alay edilen kişi de güldüyse sorun yoktur” yanılgısı konuşulabilir. Çünkü birçok çocuk utanmamak için güler. Rehberlik saatlerinde küçük canlandırmalar yapılabilir: Biri lakap takar, biri izler, biri savunur. Sonra öğrencilere şu sorulur: “Bu sahnede kimin tek bir cümlesi sonucu değiştirebilirdi?” Böyle alıştırmalar çocuklara ahlak dersi vermekten daha etkilidir; çünkü çocuk davranışı soyut nasihatten çok prova ederek öğrenir.

Dan Olweus’un geliştirdiği Olweus Zorbalığı Önleme Programı da okul çapında yaklaşımın önemini gösteren en bilinen çalışmalardan biridir. Programın değerlendirmelerinde öğrencilerin zorbalığa katılma isteğinde azalma, mağdur akranlara empati ifadelerinde artış ve öğretmenlerin zorbalığa karşı daha görünür çaba gösterdiğine dair algıda yükselme bulunmuştur. Daha uzun süre uygulanan okullarda etkilerin güçlendiği de rapor edilmiştir.

Zorbalığın psikolojik sonucu ise “biraz üzülür geçer” kadar hafif değildir. Araştırmalar, akran zorbalığına maruz kalmanın çocuk ve ergenlerde kaygı, depresif belirtiler, düşük benlik saygısı ve sosyal geri çekilme ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bazı çalışmalar bu ilişkinin zaman içinde çift yönlü olabileceğini de ortaya koyuyor: Zorbalığa uğrayan çocuk daha kaygılı ve içe kapanık hale geldikçe yeniden hedef seçilme riski artabiliyor.

Bu yüzden çözüm yalnızca “kendini savun” demek değildir. Hatta bazen bu cümle çocuğun yükünü artırır. Daha doğru yaklaşım şudur: Çocuğa güvenli destek ağı kurmak, öğretmeni ve rehberlik birimini sürece katmak, sınıfın seyirci rolünü değiştirmek, zorbalık yapan çocuğa da yalnızca ceza değil davranış sorumluluğu kazandırmak.

Gündelik hayatta uygulanabilecek birkaç küçük ama etkili pratik var. Çocuk, zorbalık anında uzun tartışmaya girmeden kısa ve net cümle kullanabilir: “Bunu istemiyorum.” “Benimle böyle konuşma.” “Şu an buradan gidiyorum.” Ardından güvendiği bir yetişkine aynı gün anlatmalıdır. Arkadaşları ise mağdurun yanına gidip “İyi misin?” diye sormalı, onu yalnız bırakmamalı ve olayı öğretmene bildirmelidir. Bu ispiyonculuk değildir; güvenliği sağlamaktır.

Anne baba için bir başka pratik de akşamları yalnızca “okul nasıldı?” diye sormamaktır. Çünkü çoğu çocuk buna “iyi” der ve konu kapanır. Daha iyi sorular şunlardır: “Bugün teneffüste kiminle vakit geçirdin?” “Sınıfta birine haksızlık yapıldığını gördün mü?” “Bugün seni rahatsız eden bir söz oldu mu?” Bu sorular çocuğun dünyasına daha sessiz bir kapı açar.

Zorbalıkla mücadelede en büyük hata, olayı yalnızca mağdur çocuğun dayanıklılığına bırakmaktır. Elbette çocuklara özgüven, sınır koyma ve yardım isteme becerisi kazandırmalıyız. Ama asıl mesele, bir çocuğun güçlü görünmek zorunda kalmadığı bir ortam kurmaktır.

Çünkü iyi bir okul yalnızca matematik öğreten yer değildir. Bir çocuğun, başka bir çocuğun onurunu ezmeden var olmayı öğrendiği yerdir. Bir sınıfta en sessiz öğrencinin bile “Burada bana gülerler mi?” korkusu azalıyorsa, orada gerçek eğitim başlamış demektir. Akran zorbalığını bitirmek belki bir günde mümkün değildir; ama bir çocuğun yanında durmak çoğu zaman bir cümle kadar yakındır: “Ben gördüm, bu doğru değil ve yalnız değilsin.”

                                                                                                              Tamer ÖZTÜRK

                                                                                                          Eğitimci Sosyolog-Yazar