X
TR EN
Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Tamer Öztürk --- Sosyolog-Eğitimci Yazar

Ödül ve Ceza: Çocuğun Ruhuna Atılan Çekiç mi, Ekilen Tohum mu?

Bir anne düşünün: Çocuğu sınavdan düşük not alıyor. “Bir daha tablet yok!” diye haykırıyor. Bir baba hayal edin: Kızı odasını topladığı için ona yeni bir oyuncak alıyor. Peki, bu davranışlar çocuğun “iyiye” evrilmesinisağlıyor mu, yoksa onun içindeki “iyi olma isteği”nitörpülüyor mu? Ödül ve ceza, çocuk eğitiminde ne zaman bir “araç”, ne zaman bir “amaç” haline gelir? Gelin, bu kadim tartışmanın sığ sularından çıkıp insan ruhunun derinliklerine doğru yelken açalım…

 

Ödül: Tatlı Bir Zehir mi?   

Ödül, çoğu zaman masum bir teşvik gibi görünür. “Şu kadar kitap okursan bisiklet alacağım,” diyen ebeveyn, çocuğun gözlerindeki ışıltıyı görünce haklı olduğunu düşünür. Ancak unutulan bir detay vardır: Ödül, çocuğun “içsel motivasyonunu” çalar. Çocuk, “bisiklet için” okumaya başladığında, okumanın kendisinden aldığı keyfi unutur. İleride, ödül olmadığında “Neden okuyayım?” diye sorar. Oysa asıl mucize, bir çocuğun sayfalardaki dünyalara kendi merakıyla dalmasıdır. Ödül, bu mucizenin üstünü “kısa vadeli bir mutlulukla” örter.

 

Ceza: Kırılan Camlar ve Kalpler  

Ceza ise genellikle bir “öğretme” değil, “bastırma” aracıdır. “Akşam yemeğini yemedin, o halde bugün arkadaşınla oynayamazsın,” diyen bir ebeveyn, çocuğa aç kalmayı değil, “korkuyu” öğretir. Ceza, çocuğun zihninde şu soruyu doğurur: “Yapmamam gerekeni mi yaptım, yoksa yakalanmamak için daha dikkatli mi olmalıyım?” Örneğin, kardeşine vuran bir çocuğu cezalandırdığınızda, onun vicdanını değil, “hesap becerisini” geliştirirsiniz. Oysa insanın en derin öğrenme biçimi, yaptığı davranışın “başkasının kalbinde açtığı yarığı görmesidir”. Bu, cezadan çok daha etkili bir “uyanış”tır.

 

Peki Ya Alternatif? Sınırlar ve Sevgi  

Ödül ve cezanın alternatifi, “sınırlar içinde özgürlük”sunmaktır. Bir çocuk, odasını dağıttığında, “Seni seviyorum, ama bu dağınıklık birlikte vakit geçirmemizi zorlaştırıyor,” diyen bir ebeveynin sözleri, onu hem sorumluluk hem de “ait olma” duygusuyla besler. Sınır koyarken, çocuğun duygusunu anlamak (“Bugün çok yorulmuş olmalısın, ama yarın birlikte toplayalım mı?”), cezadan çok daha fazla işbirliği sağlar. Çünkü çocuk, kendisine “değer verildiğini” hissettiğinde, “istenen davranışı içselleştirir”.

 

Asıl Soru: Ne İçin Büyütüyoruz?  

Ödül ve ceza tartışmasının özünde şu yatar: Çocuğumuzu “kontrol etmek” için mi, yoksa “yolunu aydınlatmak” için mi çabalıyoruz? Cezayla sindirilen bir çocuk, yetişkin olduğunda otorite karşısında ezilir. Sürekli ödül bekleyen bir çocuk ise, hayatın zorluklarına direnmek yerine “Hakkım olanı almalıyım!” diye tutunur. Oysa insan, ancak “güvenli bir bağ” içinde hata yaparak öğrenir. Tıpkı düşmeden yürümeyi öğrenemeyen bebekler gibi…

 

Son Söz: Ağaç Yetiştirmek Gibi…  

Bir meşe palamudunu düşünün: Ona “Büyümezsen seni keserim!” diyemezsiniz. Ya da “Hızlı büyürsen altına oyuncak koyarım!” da… Ona ihtiyacı olan suyu, güneşi ve sabrı verirsiniz. Çocuk yetiştirmek de böyledir. Ödül ve ceza, toprağa sıkılan yapay gübreler gibidir; anlık bir canlılık verir, ama kökleri zayıflatır. Oysa gerçek eğitim, çocuğun “kendi iyiliğine inanmasını” sağlamaktır. Unutmayın: Kalıcı olan tek ödül, çocuğun gözlerinde parlayan “Ben değerliyim” ışığıdır…

 

??????                  TAMER ÖZTÜRK

?????  Rehber Öğretmen ve Ölçme Değerlendirme Uzmanı